English

Light mode

popülerBilim

13 Posts

12691 Views

6 Users following

Ranked 16007th among communities

Follow

ArticleRecommended For You

Arjinin Amino Asitinin Faydaları ve Yan Etkileri Nelerdir?

+6

+6

+6

+6

+6

L-Arginin olarak da bilinen Arjinin, proteinlerin biyosentezinde kullanılan α-amino asitlerden biridir. 6 karbonlu ve en uzun yan zincire sahip amino asitler arasındadır.Cinsel gücü arttıran yiyecekler içerisinde bulunur. Kalp ve damar hastalıklarını önlemesi arjininin faydaları arasındayken arjininin yan etkileri de bir hayli fazladır. Bir α-amino grubu, bir α-karboksilik asit grubu ve bir yan zincir içerir. Yan zinciri bir guanidino grubu ile sona eren 3-karbonlu alifatik düz bir zincirdir. Fizyolojik pH'ta, karboksilik asit(−COO−) kesilir, amino grubu protonlanır (−NH3 +) ve guanidino grubu, guanidinyum formu (-C- (NH2) 2+) verecek şekilde protone edilir. Böylelikle yüklü, alifatik bir amino asit olur. Nitrik oksidin biyosentezi için öncüdür. CGU, CGC, CGA, CGG, AGA ve AGG kodonları tarafından kodlanır. L-Arginin, bireyin gelişim evresine ve sağlık durumuna bağlı olarak, yarı esansiyel veya şartlı esansiyel bir amino asit olarak sınıflandırılır. Erken doğan bebekler bu amino asiti sentezleyemez veya oluşturamaz. Bu yüzden arjinin takviyesine ihtiyaç duyarlar. Sağlıklı insanların çoğunun bu takviyeye ihtiyacı yoktur, çünkü bu amino asit, protein içeren tüm yiyeceklerin bir bileşenidir ve vücutta sitrülin yoluyla glutaminden sentezlenebilir. Arjininin Faydaları Nelerdir? Kimler Arjinin Takviyesi Almalıdır? Her insan arjinine gereksinim duyar. En çok gereksinimi olanlar ise bebekler, çocuklar, yaşlılar, aşırı kilolular veya obezler ve sporculardır. Yetişkinler için o kadar gerekli olmasa da çocuklar ve gençler için bağışıklık sistemi gelişiminde önemli bir rolü vardır. L-arginin, vücutta büyüme hormonu seviyesini arttırır, arteriyel plağı azaltır, kan basıncını düşürür ve lipit oksidasyonunu destekler. Bu sebeplerden dolayı, obez bireylerin arjinin takviyesi alması önerilir. Steroidler genellikle hipertansiyon ve kötü kolesterole sebep olurlar. Arjininin faydaları içerinde bu koşulların tersine çevirmesi de vardır. Bu nedenle, androjenik veya anabolik steroid kullanımını bırakan sporcuların arjinin takviyesi alması önerilir. Ayrıca, bağışıklık sistemini güçlendirdiği ve böylelikle fazla antrenmana ve aşırı zorlamaya bağlı küçük hastalıkların zararlı etkilerini önlediği için de sporcuların arjinin takviyesi alması gerekir. Yaraların onarılması sürecinde vücudun bu amino asite ihtiyacı vardır. Sakatlığı olan, yaralanan kişiler de arjinin takviyesi alması gerekenler arasındadır. Takviye alması önerilen diğer grup ise cinsel işlev bozukluğu olan kişilerdir. Erektil fonksiyon bozukluğu yani cinsel işlev bozukluğu kan dolaşımındaki bozukluklardan kaynaklanabilir. Daralmış alanlarda kan akışı azalır. Kan damarlarının çapını arttırarak kan akışını kolaylaştırmak arjininin faydaları arasındadır. Arjininin faydaları bu kadarla da sınırlı değildir. Böbreklerin işlevini gerçekleştirmesine yardımcı olur. Kan basıncını arttırıp damar yapısına esneklik kazandırarak kalp ve damar hastalıklarını önler. Metabolizma hızını artırır. Arjinin Hangi Yiyeceklerde Bulunur? Fındık Ay çekirdeği Kabak çekirdeği Antep fıstığı Yer fıstığı Bezelye Fasülye Nohut Mercimek Turunçgillerin kabuklarının altındaki beyaz kısım Nar suyu Et (özellikle tavuk ve hindi eti) Süt ürünleri Yumurta Cinsel Gücü Arttıran Yiyecekler İçerisinde Arjinin Bulunur Arjinin, sperm sayısını, hareketliliği ve cinsel performansın artışında etkilidir. Arjininin Yan Etkileri Nelerdir? Her şeyde olduğu gibi arjininin de yüksek dozda veya uzun süreli takviyesi bir takım yan etkilerin görülmesine sebebiyet vermektedir. Arjininin yan etkileri şunlardır: İshal Baş ağrısı Kalp ritminde düzensizlik Tansiyon Kemiklerde deformasyon Uçuk Bu yan etkilerinden dolayı, tüketilmeden önce bir doktora danışılmalıdır. Hipertansiyon hastaları, şizofreni hastalığı olan yetişkinler, uçuğu olanlar arjinin tüketmemelidirler. B Vitamininin Faydaları (More)

L-Arginin olarak da bilinen Arjinin, proteinlerin biyosentezinde kullanılan α-amino asitlerden biridir. 6 karbonlu ve en uzun yan zincire sahip amino asitler arasındadır.Cinsel gücü arttıran yiyecekler içerisinde bulunur. Kalp ve damar hastalıklarını önlemesi arjininin faydaları arasındayken arjininin yan etkileri de bir hayli fazladır. Bir α-amino grubu, bir α-karboksilik asit grubu ve bir yan zincir içerir. Yan zinciri bir guanidino grubu ile sona eren 3-karbonlu alifatik düz bir zincirdir. Fizyolojik pH'ta, karboksilik asit(−COO−) kesilir, amino grubu protonlanır (−NH3 +) ve guanidino grubu, guanidinyum formu (-C- (NH2) 2+) verecek şekilde protone edilir. Böylelikle yüklü, alifatik bir amino asit olur. Nitrik oksidin biyosentezi için öncüdür. CGU, CGC, CGA, CGG, AGA ve AGG kodonları tarafından kodlanır. L-Arginin, bireyin gelişim evresine ve sağlık durumuna bağlı olarak, yarı esansiyel veya şartlı esansiyel bir amino asit olarak sınıflandırılır. Erken doğan bebekler bu amino asiti sentezleyemez veya oluşturamaz. Bu yüzden arjinin takviyesine ihtiyaç duyarlar. Sağlıklı insanların çoğunun bu takviyeye ihtiyacı yoktur, çünkü bu amino asit, protein içeren tüm yiyeceklerin bir bileşenidir ve vücutta sitrülin yoluyla glutaminden sentezlenebilir. Arjininin Faydaları Sosyorol Popüler Bilim

Arjininin Faydaları Nelerdir? Kimler Arjinin Takviyesi Almalıdır?

Her insan arjinine gereksinim duyar. En çok gereksinimi olanlar ise bebekler, çocuklar, yaşlılar, aşırı kilolular veya obezler ve sporculardır. Yetişkinler için o kadar gerekli olmasa da çocuklar ve gençler için bağışıklık sistemi gelişiminde önemli bir rolü vardır. arjinin bağışıklık sistemi gelişimi 2 L-arginin, vücutta büyüme hormonu seviyesini arttırır, arteriyel plağı azaltır, kan basıncını düşürür ve lipit oksidasyonunu destekler. Bu sebeplerden dolayı, obez bireylerin arjinin takviyesi alması önerilir. arjininin yan etkileri obez 2 Steroidler genellikle hipertansiyon ve kötü kolesterole sebep olurlar. Arjininin faydaları içerinde bu koşulların tersine çevirmesi de vardır. Bu nedenle, androjenik veya anabolik steroid kullanımını bırakan sporcuların arjinin takviyesi alması önerilir. arjininin faydaları arjininin yan etkileri sporcu Ayrıca, bağışıklık sistemini güçlendirdiği ve böylelikle fazla antrenmana ve aşırı zorlamaya bağlı küçük hastalıkların zararlı etkilerini önlediği için de sporcuların arjinin takviyesi alması gerekir. Cinsel Gücü Arttıran Yiyecekler arjininin faydaları yaraların onarılması 2 Yaraların onarılması sürecinde vücudun bu amino asite ihtiyacı vardır. Sakatlığı olan, yaralanan kişiler de arjinin takviyesi alması gerekenler arasındadır. Takviye alması önerilen diğer grup ise cinsel işlev bozukluğu olan kişilerdir. Erektil fonksiyon bozukluğu yani cinsel işlev bozukluğu kan dolaşımındaki bozukluklardan kaynaklanabilir. Daralmış alanlarda kan akışı azalır. Kan damarlarının çapını arttırarak kan akışını kolaylaştırmak arjininin faydaları arasındadır. Arjininin faydaları bu kadarla da sınırlı değildir. Böbreklerin işlevini gerçekleştirmesine yardımcı olur. Kan basıncını arttırıp damar yapısına esneklik kazandırarak kalp ve damar hastalıklarını önler. Metabolizma hızını artırır.

Arjinin Hangi Yiyeceklerde Bulunur?

  • Fındık
  • Ay çekirdeği
  • Kabak çekirdeği
  • Antep fıstığı
  • Yer fıstığı
  • Bezelye
  • Fasülye
  • Nohut
  • Mercimek
  • Turunçgillerin kabuklarının altındaki beyaz kısım
  • Nar suyu
  • Et (özellikle tavuk ve hindi eti)
  • Süt ürünleri
  • Yumurta
cinsel gücü arttıran yiyecekler

Cinsel Gücü Arttıran Yiyecekler İçerisinde Arjinin Bulunur

cinsel gücü arttıran yiyecekler içinde arjinin bulunur Arjinin, sperm sayısını, hareketliliği ve cinsel performansın artışında etkilidir.

Arjininin Yan Etkileri Nelerdir?

arjininin yan etkileri uçuk 2 Her şeyde olduğu gibi arjininin de yüksek dozda veya uzun süreli takviyesi bir takım yan etkilerin görülmesine sebebiyet vermektedir. Arjininin yan etkileri şunlardır:
  1. İshal
  2. Baş ağrısı
  3. Kalp ritminde düzensizlik
  4. Tansiyon
  5. Kemiklerde deformasyon
  6. Uçuk
Bu yan etkilerinden dolayı, tüketilmeden önce bir doktora danışılmalıdır. Hipertansiyon hastaları, şizofreni hastalığı olan yetişkinler, uçuğu olanlar arjinin tüketmemelidirler.

B Vitamininin Faydaları

Aug. 21, 2019, 11:15 p.m.

ArticleRecommended For You

Bilim ve Sanatın Buluştuğu En İlginç 15 Eser

+13

+13

+13

+13

+13

+13

+13

+13

+13

+13

+13

+13

Bilim ve sanat birbirinden çok uzak iki alanmış gibi gözükse de aslında ortak bir amaca hizmet ediyorlar: hayatı anlamak ve anlamlandırmak. Bu nedenle aralarında kopmayan bir bağ var. Bu öyle bir bağ ki, bir alandaki gelişmeler diğer alanı da geliştiriyor. Bilim ve sanat arasındaki mutualist ilişki nedeniyle, dünyanın önemli bilim merkezleri sanata oldukça fazla değer veriyorlar. Düzenledikleri etkinliklerle bilim insanlarını sanatla ilgilenmeye yönlendiriyorlar. İşte o etkinliklerde sergilenen, "sanat olarak bilim" sloganından yola çıkarak oluşturulmuş 15 ilginç eser: 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. 8. 9. 10. 11. 12. 13. 14. 15. Sanat ve Bilim İlişkisi: İki Kültürün Birleşmesi (More)

Bilim ve sanat birbirinden çok uzak iki alanmış gibi gözükse de aslında ortak bir amaca hizmet ediyorlar: hayatı anlamak ve anlamlandırmak. Bu nedenle aralarında kopmayan bir bağ var. Bu öyle bir bağ ki, bir alandaki gelişmeler diğer alanı da geliştiriyor. Bilim ve sanat arasındaki mutualist ilişki nedeniyle, dünyanın önemli bilim merkezleri sanata oldukça fazla değer veriyorlar. Düzenledikleri etkinliklerle bilim insanlarını sanatla ilgilenmeye yönlendiriyorlar. İşte o etkinliklerde sergilenen, "sanat olarak bilim" sloganından yola çıkarak oluşturulmuş 15 ilginç eser:

1.

mrs sanat olarak bilim 2

2.

bilim sanat 2

3.

yoda 2

4.

yun 2

5.

bilim ve sanat4 2

6.

bilim ve sanat 2 2

7.

bilim ve sanat deniz 2

8.

akciger

9.

bilim ve sanat3 2

10.

papatya 2

11.

dünya 2

12.

insanlar 2

13.

sea turtle 2

14.

sanat ve bilim komik 2

15.

sanat ve bilim elbise 2

Sanat ve Bilim İlişkisi: İki Kültürün Birleşmesi

July 13, 2019, 4:38 p.m.

ArticleRecommended For You

Sanat ve Bilim İlişkisi: İki Kültürün Birleşmesi

+5

+5

+5

+5

Büyük Piramitlerden Albert Einstein'a, bakteriyografi ve sanat terapisine, sanat ve bilim birbirlerinin kendi gerçeklik ifadelerini derinleştirmelerini sağlarlar. Bu yazımızda, sanat ve bilim arasında nasıl bir ilişki olduğunu inceliyoruz. Yazımızda, çeşitli sanat etkinliklerinde yer alan sanat ve bilim ilişkisi konulu sanat eserlerine de yer veriyoruz. “Deneyimleyebileceğimiz en güzel şey gizem. Gerçek sanat ve bilimin kaynağı budur.” Albert Einstein Kısaca tanımlayacak olursak, sanat bir ifade ürünüdür. Temelde, sanatla ilgilenmek, ya gerçekliğimizi anlamlandırmak ya da sanatçının kendisinin bilincinin bir tezahürünü oluşturmak için yaptığı bir eylemdir. Öte yandan, bilim, evrensel, tartışılmaz gerçekleri bulmak için çevremizdeki dünyanın keşfidir. Kısacası, bilim dış dünyayla ilgiliyken sanat içseldir. Bilimin dış gerçekliği anlamak için kullanılırken, sanatın bilinci anlamak için kullanıldığını söyleyebilirsiniz. Açıkçası, “sanat nedir?” “bilim nedir?”den çok daha tartışmalı bir sorudur. Biz burada genel tanımlardan yola çıkıyoruz. Eğer yazdıklarımıza katılmıyor veya sanat algınızın bizlere yeni bakış açıları kazandırabileceğini düşünüyorsanız lütfen fikirlerinizi bizimle paylaşın. Gerçek ve güzellik karışabilir mi? Bir bilim eserinin bir sanat eseri olması ya da tam tersi olması mümkün mü? Her şeyden önce, sanat ve bilim arasındaki bağlantı nedir? Hangisi çizgiyi nereye çekiyor? Hatta bir çizgi var mı? Bilim ve Sanat İlişkisi: İki Kültür Arasındaki Duvarın Yıkılması 7 Mayıs 1959'da Cambridge'deki Senato Evinde verilen bir konferansta Charles Percy Snow, bilim ve sanatın iki ayrı kültürde geliştiğini savundu. Snow, hem sanat dünyasında hem de bilim alanında göze çarpan biriydi, bir romancı ve fiziksel kimyacıydı. Sanat ve bilim ayrılığını insan toplumunun ilerlemesinin önündeki en büyük engel olarak görüyordu. Edebiyatla iç içe olmaktan çekinen bilim insanları ve bilimsel yöntemi görmezden gelen sanatçılar hakkında endişeleri vardı. Bu durum bir norm haline gelirse, Snow, “iki kültürün” birleşmesine yardımcı olan köprülerin kaybolacağını öngörüyordu. Snow'a göre, ancak bu köprüler hayatta kalırsa kollektif insan aklı büyüyebilirdi. 60 yıl önce Snow'un tasvir ettiği şekliyle sanat ve bilim arasındaki ilişki buydu. Bir entomolog ve bir performans sanatçısı düşünün; bu iki kişiyi bir araya getiren herhangi bir şey var mı? Sanat ve bilim arasındaki bu keyfi ikiliğin göreceli olarak yeni bir fenomen gibi göründüğü söylenebilir. Ancak, geçmişte, büyük aydınlanma dönemlerinde, bilimsel devrimlere çoğunlukla sanatsal bir patlama eşlik ediyordu. Uzun, karanlık, şiddetli ve verimsiz bir büyünün ardından Avrupa’yı yeniden başlatan Rönesans bunun bir örneği. Her ne kadar öncelikle yeni bir bilimsel ruhla canlandırılmış ve yönlendirilmiş olsa da, Rönesans dönemi sanat için de önemli bir dönemdi. Bilim ve sanat o zamanlar o kadar derin bir şekilde birbirine bağlanmışlardı ki, ikisinden tek bir olguymuş gibi bahsedilebiliyordu. Rönesans evrenselci ruhunu örnekleyen en iyi figür, aynı anda hem matematikçi, hem ressam hem de mucit olan Leonardo da Vinci'dir. Ancak, bu  yalnızca bir argüman. Diğer sanatsal ve bilimsel hareketlere bakmak da önemlidir. Bilimdeki bir gelişme sanatta bir gelişime neden olur mu? Yoksa yaratıcı ifade bilimsel deneylere mi yol açar? Çoğu zaman, bu hareketler eşzamanlıdır çünkü arkalarındaki nedenler aynıdır. Ekonomik refah, ideolojik özgürlük, geniş bir kültürel fikir alışverişi, materyal ve beceri gelişimi, sanatsal ve bilimsel ifadelerin gelişimine katkıda bulunur. Antik uygarlıkların tümüne olmasa da önemli bir kısmına bakıldığında, sanatsal ve kültürel simgelerin çoğu pratik bir amaca bağlanır. Büyük Piramitlere bakın. Elbette harika bir mühendislik çalışması, ancak sanatsal güzelliği de inkar edilemez. Akropolis, Babil'in Asma Bahçeleri, Yasak Şehir, Kolezyum, Jetavanaramaya, Chichen Itza ve hatta Empire State Binası gibi mimari harikası yapılar da ekonomik refah ve ulusal gurur, güç ve ifade ile bağlantılıdır. Sanat ve Bilim, İnsani Gelişme, Refah ve Üretkenlik İfadeleriyle Bağlantılıdır Silikonlar Vadisi'nden önce, San Francisco Körfez Bölgesi bir sanatsal ifade alanıydı. Bunun 18. ve 19. yüzyıllarda Endüstri Devrimi ile birlikte ortaya çıkan uzmanlaşma eğiliminin bir sonucu olduğuna dair kanıtlar var. İşçiler, genel emekçilerden belirli görevlere sahip çalışanlara dönüştükçe daha çok zamanları ve enerjileri olmaya başladı. Böylelikle, bilim ve teknoloji, ve endüstrinin en niş alanlarında yeniliklere ve gelişmelere daha fazla önem verebildiler. Uzmanlık, sürekli büyüyen bir bilgi birikimi ile başa çıkmayı, endüstrinin çeşitli çabalarını etkin bir şekilde organize etmeyi, bir alanı standartlaştırmayı, toplumu ve ekonomiyi bir bütün olarak iyileştirmeyi ve geliştirmeyi mümkün kıldı. Bilim adamları için daha dar bir çalışma alanı, araştırmalarında daha derinlere dalma fırsatı verir. Bu, artık bir disiplinden bir alana -daha önce hiç mümkün olmayacak kadar zaman ve çaba harcayabilecekleri bir alt alana- geçebilecekleri anlamına gelir. Bilimi yükseltmeyi amaçlayan bu aşırı uzmanlaşma, bilimin kendisine zarar vermenin yanı sıra, sanat ve bilim arasındaki mesafeyi de genişletti. Çünkü, bir birey veya alan bir fikir veya araştırmaya daha fazla odaklanınca, diğer her konu rafa kaldırılır. Ancak, sanayi devriminin dördüncü jenerasyonu Endüstri 4.0 ile birlikte, şimdilerde, bilimsel deney ve yaratıcı ifadelerin işbirliği yapması her zamankinden daha fazla gerekli. Bilim ve sanat ilişkisi, sürekli büyüyen küresel nüfusun ihtiyaç, talep ve isteklerini yönlendirmek için gerekli olacak. Sanat ve Bilim Arasındaki Uzun Süreli Diyalog Değişebilir 19. yüzyılın ilk yarısında icat edilen fotoğraf, bilim ve görsel sanatların evliliğinden doğdu. Yine de fotoğrafçılığın nasıl sınıflandırılacağından hala emin değiliz gibi görünüyor: bir sanat mı yoksa bilim mi? Kamera, ilk kullanıcıları olan botanikçi ve arkeologlar tarafından bilimsel bir cihaz olarak kullanmaya başladı. Bununla birlikte, sanatçıların kameranın ifade, keşif ve içebakış potansiyelini farketmeleri ile sanatsal bir araca dönüşmesi uzun sürmedi. Ancak, fotoğrafçılığın küçük görülmediğini söyleyemeyiz. Pek çok insan, özellikle de zamanın hanımları, geleneksel tarzdaki yağlı boya portrelere kıyasla gerçeği olduğu gibi yansıtan fotoğrafları beğenmediler. Eleştirilerden bağımsız olarak, eğer teknoloji sanatı arttırdığında, sanat da aynı şeyi bilim için yapmayı başarır. Örneğin, John Gould (1804-1881) Darwin'in ispinozlarını tanımlamaya ve boyamaya yardımcı oldu, ki bu daha sonra evrim teorisindeki en merkezi argümanlardan biri olacaktı. Apple Inc.'in olağanüstü başarısının, kısmen kurucusunun sanatsal ruhuna atfedildiği iddia edilebilir. Steve Jobs, Apple cihazlarının üretimine sanatsal olarak yaklaşıyor ve bir bilgisayarı sanat eseri olarak kabul ediyordu. Sanat ve bilim arasındaki ilişki uzun zamandan beri var. Şimdi, devam etmekte olan dijital devrim ile birlikte, çok ihtiyaç duyulan bir artış elde etti. Dijitalleştirme, sanat ve teknoloji arasındaki yakınlaşmayı hızlandırıyor ve iki alanın birleşimi için elverişli bir ortam sağlıyor. Bilim ve sanat arasındaki kavşakta her fırsatta yeni ifade ve keşif biçimleri ortaya çıkmakta. Bu yeni gelişmeler, titiz bilimsel yaklaşımın gücünü, yaratıcı sanatların öznelliği ve deneyselliği ile birleştiriyor. CGI, animasyon ve sanal heykel gibi “dijital sanatlar”, yaratıcı teknolojide bir araç olarak dijital teknolojiyi kullanıyor. Sanat Gerçeği Ortaya Çıkarmak İçin Yalanları Kullanır Sanatsal kreasyonlar, sanatçının öznel ifadesinin sonucudur. Ancak, bu ifade aynı zamanda izleyicinin kendi öznel zevkine de bağlıdır. Başka bir deyişle, sanatın gerçeğe saygısızlığı var mı? Sanat doğal olarak aldatıcı mıdır? Picasso bir keresinde “sanat bir yalan, ama gerçeği bildiğimiz bir yalan” demiştir. Çağdaş dünyada sanat, akıl veya gerçeklikten çok duygu ve izlenimlerle ilişkilendirilir. Gerçekliğin bir asırdan fazla bir süredir sanatta yeri olmadığını anlamak için Van Gogh’un ayçiçeklerine veya Picasso’nun yaşamına şöyle bir göz atmak yeterlidir. Sürrealist çalışmalarda gerçeklik daha da bükülüyor. Dali’nin “Plajda Yüz ve Meyve Tabağı” eserinde gerçekliğin yorumlanması o kadar gerçek dışı ki, daha fazla gerçek dışı olamazdı diye düşünüyor olabilirsiniz, bu konuda haklısınız. Ancak, çoğu sanat eserinde olduğu gibi, göründüğünden çok daha fazlası var. Resmin gerçek dünya gerçeğiyle olan ilişkisi belli belirsiz görünüyor. Yine de, bu, eserde hiçbir gerçeklik olmadığı anlamına gelmez. İlk bakışta, kumsalda, içinde armutlar olan çanak şeklindeki bir nesneye gömülü gizemli yüzü görüyorsunuz. Ancak daha yakından incelendikten sonra insanlar ve manzara gibi diğer şeyler de ortaya çıkmaya başlıyor. Dali, gerçekliğin dünyadaki dalgalı doğası hissini uyandırmak için üst üste binen çok katmanlı “gerçek” görüntülerle gerçeği kendi tarzında yansıtıyor. Sanat Tarihindeki Resim Akımları Nelerdir? Modern çağın birçok sanatçısında olduğu gibi, gerçekçilik Dali için bir sorun değildi. Sanatın kendisi için de değildi. Dali'nin yükseltmeye çalıştığı soru ortak bir sorudur: Sanat nedir? Bu sanat hangi gerçeklik biçimine aittir? Bu bir algı meselesidir. Fiziksel alandaki bilincin yerini bulma çabasıdır. Bu düşünce, gerçekliğin yorumlanışının gerçeklerden nasıl uzakta olabileceğini aydınlatıyor. Bu, bir anlamda, kendi modern bilimsel bakış açımızın merkezi inançlarından biridir. Einstein'dan beri, bilimin temel ilkelerinden biri gerçekliğimizin kesin olmadığı olmuştur(Görelilik Kuramı). Daha önce gerçek olarak kabul ettiğimiz her şey şimdi sorgulanabilir ve doğru olarak kabul edilmesi için hiçbir şey yapamayız. Bilim ve sanat ayrı yönlere seyahat ederek başlasa da, aynı sonuca varmış gibi görünüyor. Yani: Gerçekten hiçbir şey hakkında fazla bir fikrimiz yok. Gerçekçilikten -ya da gerçekliğin yoksunluğundan- bahsedecek olursak ham dijital verilerden daha “gerçek” olabilecek birkaç şey vardır. Rakamlar ve istatistikler, gerçekliği olduğu gibi -veya en azından gördüğümüz gibi- gösterirler. İşletmeler, IoT ve diğer ticari uygulamaların ötesinde, Big Data ayrıca dijital sanatçılar için bir tuval sunuyor. Veri görselleştirme, verinin, dijital gerçekliğin görünmez tarafını görmemizi sağlayan bir araç olduğu yeni bir sanat formudur. Bu sadece saf sanatsal değer için değil, aynı zamanda bilimsel uygulamalarda da uygulanabilir. Fotoğrafçılıkta olduğu gibi, bilim ve sanat arasındaki çizgi tamamen aracın uygulanmasına dayanır. Sanat ve Bilim İlişkisi: Karşılıklı Rol Oynama Kuşkusuz, sanat ve bilim iki farklı yolda ilerlemektedir. Ancak, genellikle aynı yönde yan yana giderler. Dahası, aralarında zaten kurulmuş olan bağlayıcı yollar var. Bilim ve sanat birbirlerini benzerlikleriyle değil, yaratıcı bir diyaloga izin veren farklılıklarıyla tamamlayabilirler. Bir bilim adamı-sanatçı olan Zachary Copfer, sıradışı bir sanat eseri yaratmak için fotografik süreci biyolojik uygulamalarla birleştirir. "Bakteriyografi" tekniği, fotoğrafçılıktaki karanlık oda sürecine benzer. Ancak, bir petri kabında ultraviyole ışınları ve canlı bakteri kolonisi kullanır. Tarihsel bilim ve sanat figürlerinin şaşırtıcı portrelerini yaratan Copfer, "sanatçı olarak maskelenen bir mikrobiyolog" olduğundan emin değil. Yoksa mikrobiyolog olarak maskelenen bir sanatçı mı? Bilimsel toplumlar arasında disiplinlerarası diyalog için çalışan bir kuruluş olan Malzeme Araştırma Topluluğu(MRS), bilimin sanatsal astarının farkında.Yaklaşık on yıldır, MRS, yılda iki kez “Sanat Olarak Bilim” yarışmasını düzenlemeyi sürdürüyor. Bu etkinlikte, bilim adamları nanopartiküller ve kristaller gibi malzemelerini çarpıcı birer görünüme sahip sanat eserleri olarak sergiliyorlar. Hem sanat hem bilim sayılan sanat terapisi, insan bilimlerinin bir disiplinidir. İyileşme sürecine bir araç olarak sanat ekleyerek psikoterapi alanını genişletir. “Sanat Terapisi”, psikoloji bilimsel teorileri ile birlikte, terapötik amaçlar için kullanılan çeşitli sanatsal uygulamaları (resim, dans, fotoğraf vb.) Bir araya getirir. Sonuç olarak, sanat ve bilim arasındaki sınır hep bulanıktır. Uzmanlık gelişimi ve bu alanların kurumsallaşması, sanat ve bilimin nasıl etkileşime girdiği ile ilgili bazı alanlarda küçük bir ayrılığa yol açsa da, bağları tamamen koparamamıştır. Bilim ve Sanat İlişkisi Kollektif İnsan Bilincini Geliştirebilir Aslında günümüzde, bilim ve sanat ilişkisinin her zamankinden daha güçlü olduğu söylenebilir. Her iki çalışma da, evreni içe dönük tefekkür veya deney ve çalışma yoluyla anlamaya çalışıyor. Toplumun -ve dolayısıyla gerçekliğimizin- değiştiği hızla gelişen bir dünyada bilim ve sanatın her zamankinden daha fazla birlikte çalışması gerekir. Birlikte, kollektif insan bilincini geliştirebilirler. Sizce bilim ve sanatın buluştuğu diğer alanlar ya da ikisinin birbirini zenginleştirebileceği diğer yollar neler olabilir? (More)

Büyük Piramitlerden Albert Einstein'a, bakteriyografi ve sanat terapisine, sanat ve bilim birbirlerinin kendi gerçeklik ifadelerini derinleştirmelerini sağlarlar. Bu yazımızda, sanat ve bilim arasında nasıl bir ilişki olduğunu inceliyoruz. Yazımızda, çeşitli sanat etkinliklerinde yer alan sanat ve bilim ilişkisi konulu sanat eserlerine de yer veriyoruz.
“Deneyimleyebileceğimiz en güzel şey gizem. Gerçek sanat ve bilimin kaynağı budur.” Albert Einstein
bilim sanat müzesi Kısaca tanımlayacak olursak, sanat bir ifade ürünüdür. Temelde, sanatla ilgilenmek, ya gerçekliğimizi anlamlandırmak ya da sanatçının kendisinin bilincinin bir tezahürünü oluşturmak için yaptığı bir eylemdir. Öte yandan, bilim, evrensel, tartışılmaz gerçekleri bulmak için çevremizdeki dünyanın keşfidir. Kısacası, bilim dış dünyayla ilgiliyken sanat içseldir. Bilimin dış gerçekliği anlamak için kullanılırken, sanatın bilinci anlamak için kullanıldığını söyleyebilirsiniz. Açıkçası, “sanat nedir?” “bilim nedir?”den çok daha tartışmalı bir sorudur. Biz burada genel tanımlardan yola çıkıyoruz. Eğer yazdıklarımıza katılmıyor veya sanat algınızın bizlere yeni bakış açıları kazandırabileceğini düşünüyorsanız lütfen fikirlerinizi bizimle paylaşın. Gerçek ve güzellik karışabilir mi? Bir bilim eserinin bir sanat eseri olması ya da tam tersi olması mümkün mü? Her şeyden önce, sanat ve bilim arasındaki bağlantı nedir? Hangisi çizgiyi nereye çekiyor? Hatta bir çizgi var mı? bilim ve sanat ilişkisi alice in wonderland 2

Bilim ve Sanat İlişkisi: İki Kültür Arasındaki Duvarın Yıkılması

7 Mayıs 1959'da Cambridge'deki Senato Evinde verilen bir konferansta Charles Percy Snow, bilim ve sanatın iki ayrı kültürde geliştiğini savundu. Snow, hem sanat dünyasında hem de bilim alanında göze çarpan biriydi, bir romancı ve fiziksel kimyacıydı. Sanat ve bilim ayrılığını insan toplumunun ilerlemesinin önündeki en büyük engel olarak görüyordu.
Edebiyatla iç içe olmaktan çekinen bilim insanları ve bilimsel yöntemi görmezden gelen sanatçılar hakkında endişeleri vardı. Bu durum bir norm haline gelirse, Snow, “iki kültürün” birleşmesine yardımcı olan köprülerin kaybolacağını öngörüyordu. Snow'a göre, ancak bu köprüler hayatta kalırsa kollektif insan aklı büyüyebilirdi. 60 yıl önce Snow'un tasvir ettiği şekliyle sanat ve bilim arasındaki ilişki buydu. Bir entomolog ve bir performans sanatçısı düşünün; bu iki kişiyi bir araya getiren herhangi bir şey var mı? Sanat ve bilim arasındaki bu keyfi ikiliğin göreceli olarak yeni bir fenomen gibi göründüğü söylenebilir. Ancak, geçmişte, büyük aydınlanma dönemlerinde, bilimsel devrimlere çoğunlukla sanatsal bir patlama eşlik ediyordu. Uzun, karanlık, şiddetli ve verimsiz bir büyünün ardından Avrupa’yı yeniden başlatan Rönesans bunun bir örneği. Her ne kadar öncelikle yeni bir bilimsel ruhla canlandırılmış ve yönlendirilmiş olsa da, Rönesans dönemi sanat için de önemli bir dönemdi. Bilim ve sanat o zamanlar o kadar derin bir şekilde birbirine bağlanmışlardı ki, ikisinden tek bir olguymuş gibi bahsedilebiliyordu. Rönesans evrenselci ruhunu örnekleyen en iyi figür, aynı anda hem matematikçi, hem ressam hem de mucit olan Leonardo da Vinci'dir. Ancak, bu  yalnızca bir argüman. Diğer sanatsal ve bilimsel hareketlere bakmak da önemlidir. Bilimdeki bir gelişme sanatta bir gelişime neden olur mu? Yoksa yaratıcı ifade bilimsel deneylere mi yol açar? Çoğu zaman, bu hareketler eşzamanlıdır çünkü arkalarındaki nedenler aynıdır. Ekonomik refah, ideolojik özgürlük, geniş bir kültürel fikir alışverişi, materyal ve beceri gelişimi, sanatsal ve bilimsel ifadelerin gelişimine katkıda bulunur.
Antik uygarlıkların tümüne olmasa da önemli bir kısmına bakıldığında, sanatsal ve kültürel simgelerin çoğu pratik bir amaca bağlanır. Büyük Piramitlere bakın. Elbette harika bir mühendislik çalışması, ancak sanatsal güzelliği de inkar edilemez. Akropolis, Babil'in Asma Bahçeleri, Yasak Şehir, Kolezyum, Jetavanaramaya, Chichen Itza ve hatta Empire State Binası gibi mimari harikası yapılar da ekonomik refah ve ulusal gurur, güç ve ifade ile bağlantılıdır. babilin asma bahçeleri 2

Sanat ve Bilim, İnsani Gelişme, Refah ve Üretkenlik İfadeleriyle Bağlantılıdır

Silikonlar Vadisi'nden önce, San Francisco Körfez Bölgesi bir sanatsal ifade alanıydı. Bunun 18. ve 19. yüzyıllarda Endüstri Devrimi ile birlikte ortaya çıkan uzmanlaşma eğiliminin bir sonucu olduğuna dair kanıtlar var. İşçiler, genel emekçilerden belirli görevlere sahip çalışanlara dönüştükçe daha çok zamanları ve enerjileri olmaya başladı. Böylelikle, bilim ve teknoloji, ve endüstrinin en niş alanlarında yeniliklere ve gelişmelere daha fazla önem verebildiler. Uzmanlık, sürekli büyüyen bir bilgi birikimi ile başa çıkmayı, endüstrinin çeşitli çabalarını etkin bir şekilde organize etmeyi, bir alanı standartlaştırmayı, toplumu ve ekonomiyi bir bütün olarak iyileştirmeyi ve geliştirmeyi mümkün kıldı. sanayi devrimi ve sanat 2 Bilim adamları için daha dar bir çalışma alanı, araştırmalarında daha derinlere dalma fırsatı verir. Bu, artık bir disiplinden bir alana -daha önce hiç mümkün olmayacak kadar zaman ve çaba harcayabilecekleri bir alt alana- geçebilecekleri anlamına gelir. Bilimi yükseltmeyi amaçlayan bu aşırı uzmanlaşma, bilimin kendisine zarar vermenin yanı sıra, sanat ve bilim arasındaki mesafeyi de genişletti. Çünkü, bir birey veya alan bir fikir veya araştırmaya daha fazla odaklanınca, diğer her konu rafa kaldırılır. Ancak, sanayi devriminin dördüncü jenerasyonu Endüstri 4.0 ile birlikte, şimdilerde, bilimsel deney ve yaratıcı ifadelerin işbirliği yapması her zamankinden daha fazla gerekli. Bilim ve sanat ilişkisi, sürekli büyüyen küresel nüfusun ihtiyaç, talep ve isteklerini yönlendirmek için gerekli olacak.

Sanat ve Bilim Arasındaki Uzun Süreli Diyalog Değişebilir

19. yüzyılın ilk yarısında icat edilen fotoğraf, bilim ve görsel sanatların evliliğinden doğdu. Yine de fotoğrafçılığın nasıl sınıflandırılacağından hala emin değiliz gibi görünüyor: bir sanat mı yoksa bilim mi? Kamera, ilk kullanıcıları olan botanikçi ve arkeologlar tarafından bilimsel bir cihaz olarak kullanmaya başladı. Bununla birlikte, sanatçıların kameranın ifade, keşif ve içebakış potansiyelini farketmeleri ile sanatsal bir araca dönüşmesi uzun sürmedi. Ancak, fotoğrafçılığın küçük görülmediğini söyleyemeyiz. Pek çok insan, özellikle de zamanın hanımları, geleneksel tarzdaki yağlı boya portrelere kıyasla gerçeği olduğu gibi yansıtan fotoğrafları beğenmediler. Eleştirilerden bağımsız olarak, eğer teknoloji sanatı arttırdığında, sanat da aynı şeyi bilim için yapmayı başarır. Örneğin, John Gould (1804-1881) Darwin'in ispinozlarını tanımlamaya ve boyamaya yardımcı oldu, ki bu daha sonra evrim teorisindeki en merkezi argümanlardan biri olacaktı. Apple Inc.'in olağanüstü başarısının, kısmen kurucusunun sanatsal ruhuna atfedildiği iddia edilebilir. Steve Jobs, Apple cihazlarının üretimine sanatsal olarak yaklaşıyor ve bir bilgisayarı sanat eseri olarak kabul ediyordu. Sanat ve bilim arasındaki ilişki uzun zamandan beri var. Şimdi, devam etmekte olan dijital devrim ile birlikte, çok ihtiyaç duyulan bir artış elde etti. Dijitalleştirme, sanat ve teknoloji arasındaki yakınlaşmayı hızlandırıyor ve iki alanın birleşimi için elverişli bir ortam sağlıyor. Bilim ve sanat arasındaki kavşakta her fırsatta yeni ifade ve keşif biçimleri ortaya çıkmakta. Bu yeni gelişmeler, titiz bilimsel yaklaşımın gücünü, yaratıcı sanatların öznelliği ve deneyselliği ile birleştiriyor. CGI, animasyon ve sanal heykel gibi “dijital sanatlar”, yaratıcı teknolojide bir araç olarak dijital teknolojiyi kullanıyor.

Sanat Gerçeği Ortaya Çıkarmak İçin Yalanları Kullanır

Sanatsal kreasyonlar, sanatçının öznel ifadesinin sonucudur. Ancak, bu ifade aynı zamanda izleyicinin kendi öznel zevkine de bağlıdır. Başka bir deyişle, sanatın gerçeğe saygısızlığı var mı? Sanat doğal olarak aldatıcı mıdır? Picasso bir keresinde
“sanat bir yalan, ama gerçeği bildiğimiz bir yalan”
demiştir. Çağdaş dünyada sanat, akıl veya gerçeklikten çok duygu ve izlenimlerle ilişkilendirilir. Gerçekliğin bir asırdan fazla bir süredir sanatta yeri olmadığını anlamak için Van Gogh’un ayçiçeklerine veya Picasso’nun yaşamına şöyle bir göz atmak yeterlidir. van gogh ayçiçekleri 2 Sürrealist çalışmalarda gerçeklik daha da bükülüyor. Dali’nin “Plajda Yüz ve Meyve Tabağı” eserinde gerçekliğin yorumlanması o kadar gerçek dışı ki, daha fazla gerçek dışı olamazdı diye düşünüyor olabilirsiniz, bu konuda haklısınız. apparition-of-face-and-fruit-dish-on-a-beach 2 Ancak, çoğu sanat eserinde olduğu gibi, göründüğünden çok daha fazlası var. Resmin gerçek dünya gerçeğiyle olan ilişkisi belli belirsiz görünüyor. Yine de, bu, eserde hiçbir gerçeklik olmadığı anlamına gelmez. İlk bakışta, kumsalda, içinde armutlar olan çanak şeklindeki bir nesneye gömülü gizemli yüzü görüyorsunuz. Ancak daha yakından incelendikten sonra insanlar ve manzara gibi diğer şeyler de ortaya çıkmaya başlıyor. Dali, gerçekliğin dünyadaki dalgalı doğası hissini uyandırmak için üst üste binen çok katmanlı “gerçek” görüntülerle gerçeği kendi tarzında yansıtıyor.

Sanat Tarihindeki Resim Akımları Nelerdir?

Modern çağın birçok sanatçısında olduğu gibi, gerçekçilik Dali için bir sorun değildi. Sanatın kendisi için de değildi. Dali'nin yükseltmeye çalıştığı soru ortak bir sorudur: Sanat nedir? Bu sanat hangi gerçeklik biçimine aittir? Bu bir algı meselesidir. Fiziksel alandaki bilincin yerini bulma çabasıdır. Bu düşünce, gerçekliğin yorumlanışının gerçeklerden nasıl uzakta olabileceğini aydınlatıyor. Bu, bir anlamda, kendi modern bilimsel bakış açımızın merkezi inançlarından biridir. Einstein'dan beri, bilimin temel ilkelerinden biri gerçekliğimizin kesin olmadığı olmuştur(Görelilik Kuramı). Daha önce gerçek olarak kabul ettiğimiz her şey şimdi sorgulanabilir ve doğru olarak kabul edilmesi için hiçbir şey yapamayız. Bilim ve sanat ayrı yönlere seyahat ederek başlasa da, aynı sonuca varmış gibi görünüyor. Yani: Gerçekten hiçbir şey hakkında fazla bir fikrimiz yok. Gerçekçilikten -ya da gerçekliğin yoksunluğundan- bahsedecek olursak ham dijital verilerden daha “gerçek” olabilecek birkaç şey vardır. Rakamlar ve istatistikler, gerçekliği olduğu gibi -veya en azından gördüğümüz gibi- gösterirler. İşletmeler, IoT ve diğer ticari uygulamaların ötesinde, Big Data ayrıca dijital sanatçılar için bir tuval sunuyor. Veri görselleştirme, verinin, dijital gerçekliğin görünmez tarafını görmemizi sağlayan bir araç olduğu yeni bir sanat formudur. Bu sadece saf sanatsal değer için değil, aynı zamanda bilimsel uygulamalarda da uygulanabilir. Fotoğrafçılıkta olduğu gibi, bilim ve sanat arasındaki çizgi tamamen aracın uygulanmasına dayanır.

Sanat ve Bilim İlişkisi: Karşılıklı Rol Oynama

Kuşkusuz, sanat ve bilim iki farklı yolda ilerlemektedir. Ancak, genellikle aynı yönde yan yana giderler. Dahası, aralarında zaten kurulmuş olan bağlayıcı yollar var. Bilim ve sanat birbirlerini benzerlikleriyle değil, yaratıcı bir diyaloga izin veren farklılıklarıyla tamamlayabilirler. Bir bilim adamı-sanatçı olan Zachary Copfer, sıradışı bir sanat eseri yaratmak için fotografik süreci biyolojik uygulamalarla birleştirir. "Bakteriyografi" tekniği, fotoğrafçılıktaki karanlık oda sürecine benzer. Ancak, bir petri kabında ultraviyole ışınları ve canlı bakteri kolonisi kullanır. Tarihsel bilim ve sanat figürlerinin şaşırtıcı portrelerini yaratan Copfer, "sanatçı olarak maskelenen bir mikrobiyolog" olduğundan emin değil. Yoksa mikrobiyolog olarak maskelenen bir sanatçı mı? mrs sanat olarak bilim 2 Bilimsel toplumlar arasında disiplinlerarası diyalog için çalışan bir kuruluş olan Malzeme Araştırma Topluluğu(MRS), bilimin sanatsal astarının farkında.Yaklaşık on yıldır, MRS, yılda iki kez “Sanat Olarak Bilim” yarışmasını düzenlemeyi sürdürüyor. Bu etkinlikte, bilim adamları nanopartiküller ve kristaller gibi malzemelerini çarpıcı birer görünüme sahip sanat eserleri olarak sergiliyorlar. Hem sanat hem bilim sayılan sanat terapisi, insan bilimlerinin bir disiplinidir. İyileşme sürecine bir araç olarak sanat ekleyerek psikoterapi alanını genişletir. “Sanat Terapisi”, psikoloji bilimsel teorileri ile birlikte, terapötik amaçlar için kullanılan çeşitli sanatsal uygulamaları (resim, dans, fotoğraf vb.) Bir araya getirir. Sonuç olarak, sanat ve bilim arasındaki sınır hep bulanıktır. Uzmanlık gelişimi ve bu alanların kurumsallaşması, sanat ve bilimin nasıl etkileşime girdiği ile ilgili bazı alanlarda küçük bir ayrılığa yol açsa da, bağları tamamen koparamamıştır.

Bilim ve Sanat İlişkisi Kollektif İnsan Bilincini Geliştirebilir

Aslında günümüzde, bilim ve sanat ilişkisinin her zamankinden daha güçlü olduğu söylenebilir. Her iki çalışma da, evreni içe dönük tefekkür veya deney ve çalışma yoluyla anlamaya çalışıyor. Toplumun -ve dolayısıyla gerçekliğimizin- değiştiği hızla gelişen bir dünyada bilim ve sanatın her zamankinden daha fazla birlikte çalışması gerekir. Birlikte, kollektif insan bilincini geliştirebilirler. Sizce bilim ve sanatın buluştuğu diğer alanlar ya da ikisinin birbirini zenginleştirebileceği diğer yollar neler olabilir?

July 12, 2019, 8:51 p.m.

ArticleRecommended For You

Şizofreni Geni Hakkında Artık Daha Fazla Bilgiye Sahibiz!

Araştırmacılar, şizofreni geni hakkında gelişmeler kaydetti. Basel Biozentrum Üniversitesi Direktörü Prof. Alex Schier liderliğindeki araştırma grubu, şizofreni ile ilişkili 30 gen tespit etti.  Ekip, beyindeki hangi patolojik değişikliklerin ve davranışsal anormalliklerin bu genler tarafından tetiklendiğini gösterebildi. Çalışmanın sonuçları Cell'de yayınlandı.  Basel Biozentrum Üniversitesi'nin direktörü ve şu anda Cambridge'deki Harvard Üniversitesi'nde grup lideri olan Profesör Alex Schier liderliğindeki araştırma ekibi şizofreni ile ilgili toplam 132 gen araştırdı.  Şizofreni ile potansiyel bağlantısı olan 30 gen tespit edildi. Araştırmacılar bu genlerdeki hataların beynin gelişimini veya fonksiyonunu bozduğunu ve davranışsal anormalliklere yol açtığını buldular.Şizofreni geni ve nasıl tetiklendiği araştırılıyor  Şizofreni, rahatsızlık verici bir gerçeklik algısına yol açan psikozdur. Bu psikoz, işitme seslerini, halüsinasyonları veya sanrıları içeriyor.  Beyinde kendilerini gösteren genetik değişiklikler şizofreniye neden olabiliyor. Önceki çalışmalar, çeşitli genleri içeren genomun birkaç bölgesinin hastalık ile ilişkili olduğunu göstermişti.  Alex Schier'in ekibi, bu bölgelerde 30 gen tanımladı ve beynin yapısı ve işlevi ile çeşitli davranış biçimleri üzerinde somut etkileri olduğunu gösterebildi. Schier, "132 şüpheli gen arasında, 30 gen için kesin bir profil oluşturabildik" dedi.  Schier, “Tanımladığımız genlerin, zebra balığı gibi hastalardaki benzer beyin bölgelerini değiştirip değiştirmediğini araştırmak mümkün olacak.” Bu genler ve beyin bölgeleri daha sonra ilaç tedavileri için yeni hedefler haline gelebilir.En sinir eden fotoğraflar arasından seçilen 20 nadide eser! (More)

Araştırmacılar, şizofreni geni hakkında gelişmeler kaydetti. Basel Biozentrum Üniversitesi Direktörü Prof. Alex Schier liderliğindeki araştırma grubu, şizofreni ile ilişkili 30 gen tespit etti.     Ekip, beyindeki hangi patolojik değişikliklerin ve davranışsal anormalliklerin bu genler tarafından tetiklendiğini gösterebildi. Çalışmanın sonuçları Cell'de yayınlandı.     Basel Biozentrum Üniversitesi'nin direktörü ve şu anda Cambridge'deki Harvard Üniversitesi'nde grup lideri olan Profesör Alex Schier liderliğindeki araştırma ekibi şizofreni ile ilgili toplam 132 gen araştırdı.     Şizofreni ile potansiyel bağlantısı olan 30 gen tespit edildi. Araştırmacılar bu genlerdeki hataların beynin gelişimini veya fonksiyonunu bozduğunu ve davranışsal anormalliklere yol açtığını buldular.

Şizofreni geni ve nasıl tetiklendiği araştırılıyor

  Şizofreni geni hakkında artık daha fazla bilgiye sahibiz! 2   Şizofreni, rahatsızlık verici bir gerçeklik algısına yol açan psikozdur. Bu psikoz, işitme seslerini, halüsinasyonları veya sanrıları içeriyor.     Beyinde kendilerini gösteren genetik değişiklikler şizofreniye neden olabiliyor. Önceki çalışmalar, çeşitli genleri içeren genomun birkaç bölgesinin hastalık ile ilişkili olduğunu göstermişti.     Alex Schier'in ekibi, bu bölgelerde 30 gen tanımladı ve beynin yapısı ve işlevi ile çeşitli davranış biçimleri üzerinde somut etkileri olduğunu gösterebildi. Schier, "132 şüpheli gen arasında, 30 gen için kesin bir profil oluşturabildik" dedi.     Schier, “Tanımladığımız genlerin, zebra balığı gibi hastalardaki benzer beyin bölgelerini değiştirip değiştirmediğini araştırmak mümkün olacak.” Bu genler ve beyin bölgeleri daha sonra ilaç tedavileri için yeni hedefler haline gelebilir.

En sinir eden fotoğraflar arasından seçilen 20 nadide eser!

March 30, 2019, 3 p.m.

ArticleRecommended For You

Yapay Zekanın Öncüleri, Turing Ödülünü Kazandı!

“Yapay zekanın öncüleri” olarak da anılan Geoffrey Hinton, Yann LeCun ve Yoshua Bengio, yapay sinir ağları üzerindeki çalışmaları nedeniyle 2018 Turing Ödülü'ne layık görüldü.  1980'lerde ve 1990'ların başında, yapay zeka, bilimsel topluluk içinde bir popülerlik yaşadı. Bununla birlikte, 90'lı yılların ortalarında, bilim adamları yapay zekada önemli bir ilerleme kaydedemedi ve bu da fonlamayı güvence altına almayı veya araştırma yayınlamayı zorlaştırdı. Hinton, LeCun ve Bengio, kararsız kaldı ancak çalışmalarına devam etti.  2004'te, alanı yeniden canlandırma çabasıyla Hinton, “Kanada Gelişmiş Araştırma Enstitüsü'nden fon sağlamak için 400.000 $ 'dan daha az finansmanla” yeni bir araştırma programı hazırladı. Program, “sinirsel hesaplama ve uyarlamalı algı” üzerine odaklanacaktı. Bengio ve LeCun, programda Hinton'a katıldı.Yapay zekanın öncüleri 1 milyon dolarlık ödülün sahibi oldu  2012 yılında, Hinton liderliğindeki program, daha önce olduğundan yüzde 40 daha iyi performans gösteren yapay sinir ağları algoritmasını geliştirdi.  Otonom araçlar, ses asistanları ve yüz tanıma teknolojisi, Hinton, LeCun ve Bengio’nun çalışmalarının uygulamalarından sadece birkaçı.  İngiliz matematikçi Alan Turing'den sonra dağıtılmaya başlanan ödül üçlüye 1 milyon dolar kazandırdı. Bu para, üçlü arasında bölüştürüldü. Önceki Turing Ödülü kazananı, World Wide Web'i icat ettiği bilinen Tim Berners-Lee idi.  Hinton şu anda Google'da bir üst düzey yapay zeka araştırmacısı ve LeCun da Facebook'ta şirketin yapay zekadan sorumlu direktörü olarak çalışıyor. Bengio, Montreal Üniversitesi'nde profesör olarak görevini sürdürüyor.Twitter doğum yılı tuzağı! (More)

“Yapay zekanın öncüleri” olarak da anılan Geoffrey Hinton, Yann LeCun ve Yoshua Bengio, yapay sinir ağları üzerindeki çalışmaları nedeniyle 2018 Turing Ödülü'ne layık görüldü.     1980'lerde ve 1990'ların başında, yapay zeka, bilimsel topluluk içinde bir popülerlik yaşadı. Bununla birlikte, 90'lı yılların ortalarında, bilim adamları yapay zekada önemli bir ilerleme kaydedemedi ve bu da fonlamayı güvence altına almayı veya araştırma yayınlamayı zorlaştırdı. Hinton, LeCun ve Bengio, kararsız kaldı ancak çalışmalarına devam etti.     2004'te, alanı yeniden canlandırma çabasıyla Hinton, “Kanada Gelişmiş Araştırma Enstitüsü'nden fon sağlamak için 400.000 $ 'dan daha az finansmanla” yeni bir araştırma programı hazırladı. Program, “sinirsel hesaplama ve uyarlamalı algı” üzerine odaklanacaktı. Bengio ve LeCun, programda Hinton'a katıldı.

Yapay zekanın öncüleri 1 milyon dolarlık ödülün sahibi oldu

  Yapay zekanın öncüleri, Turing Ödülünü kazandı 2   2012 yılında, Hinton liderliğindeki program, daha önce olduğundan yüzde 40 daha iyi performans gösteren yapay sinir ağları algoritmasını geliştirdi.     Otonom araçlar, ses asistanları ve yüz tanıma teknolojisi, Hinton, LeCun ve Bengio’nun çalışmalarının uygulamalarından sadece birkaçı.     İngiliz matematikçi Alan Turing'den sonra dağıtılmaya başlanan ödül üçlüye 1 milyon dolar kazandırdı. Bu para, üçlü arasında bölüştürüldü. Önceki Turing Ödülü kazananı, World Wide Web'i icat ettiği bilinen Tim Berners-Lee idi.     Hinton şu anda Google'da bir üst düzey yapay zeka araştırmacısı ve LeCun da Facebook'ta şirketin yapay zekadan sorumlu direktörü olarak çalışıyor. Bengio, Montreal Üniversitesi'nde profesör olarak görevini sürdürüyor.

Twitter doğum yılı tuzağı!

March 27, 2019, 11 p.m.

ArticleRecommended For You

Beynimizin Yüzde Kaçını Kullanıyoruz? Hiç Merak Ettiniz Mi?

+1

Uzun zamandan beri beyin hakkında bir şeyler duymaya devam ediyoruz. Bunların arasından en popüler olanı ise bir insanın beyninin sadece yüzde 10'luk kısmını kullanıyor olması. Ancak, bilim insanlarının yapmış olduğu çalışmalar sonrasında söz konusu bu tez çürütüldü. Peki, beynimizin yüzde kaçını kullanıyoruz? Beynimizin yüzde kaçını kullanıyoruz? Bilim insanlarının yapmış oldukları çalışmalar sonrasında, aslında beynimizin yüzde 100'ünü kullandığımız ortaya çıktı. Yapılan bu araştırmalar sonucunda, beynin en ufak görevlerde bile nasıl çalıştığı da gözler önüne serilmiş durumda. Yine de, beyin rezervlerine sahip olduğumuza dair önemli bir kanıt var. Bu konuya bir örnek verecek olursak, insanlar beyinlerinin önemli bölümlerini kaybedebilir ve beyin hala nispeten normal çalışır. Beyin MRI denen teknikle, insan bir şey düşünürken ya da yaparken beynin hangi bölümlerinin harekete geçtiğini gözleyebiliyor. Mesela, yumruğumuzu sıkıp gevşetmek gibi basit bir hareket ya da birkaç kelime söylemek bile beynin yüzde 10'unda daha büyük bir bölümünün harekete geçmesi anlamına geliyor. Kısacası, siz hiçbir şey yapmadığımızı sandığımız anlarda bir beynimiz bir hayli meşguldür. Siz hiçbir şey yapmazken beyniniz, nefes alma ve kalp atışı gibi fonksiyonları kontrol etmek ile meşguldür Amerikalı fizyolog ver filozof William James'ın 1908 yılında yayınlamış The Energies of Men adlı eserinde, zihinsel ve fiziksel kaynaklarımızın çok büyük bir kısmını kullanıyoruz ifadesine yer vermiştir. Ancak ünlü fizyolog, beynimizin yüzde kaçını kullandığımız hakkında bir yüzde paylaşmamıştır. Fakat, Amerikalı fizyologa göre, insanoğlu kapasitesinden daha çok şeyi başarabileceğini de özellikle belirtemişti. Beynimizin sadece yüzde 10 oranını kullanıyoruz teorisi de Dale Carnegie'nin 1936 yılında yayınlamış olduğu Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı adlı eserinde yer verilmişti. Albert Einstein Beyninin Yüzde Kaçını Kullanıyordu? Kitabın ön sözünde geçen bu yüzde 10'luk rakamın Albert Einstein'a ait olduğunu söyleniyor. Fakat bugüne kadar böyle bir alıntıya da rastlanmamıştır. Beyin hakkında önemli bir bilgide 1980 yılında John Lorber tarafından gözler önüne serilmişti. Science dergisine yazdığı bir makalede, bazı hidrosefali (beyinde su toplaması) hastalarının yeterli beyin dokusu kalmadığı halde hale işlevsel olduklarından söz etmişti. Bu durum elbette sağlıklı olanların beyinlerini ekstra kullanma yeteneğine sahip olduklarını anlamına gelmiyor. Sadece olağanüstü durumlara beynimizin adapte olduğunun anlamına geliyor. Beyin hakkında bir diğer önemli bilgi ise, gelişme potansiyeli olarak karşımıza çıkıyor. Aklımıza koyduğumuzda yeni şeyler öğrenebileceğimiz ve bunun beynimizin yapısını değiştirdiğine dair veriler de bulunmakta. Fakat, söz konusu olan beyinde yeni alanlar bulunması değildir. Beyinde sürekli olarak sinir hücreleri arasında yeni bağlantılar oluşur ya da artık ihtiyaç kalmayanlar ortadan kalkar. Ancak ilginç olan şu ki, bu insanın doğru olmadığı söylendiğinde insanlar büyük bir hayal kırıklığına uğruyor. Yüzde 10 oranı, içerdiği gelişme potansiyeli bakımından çok cazip geliyor olmalı. Ama, ne yazık ki bu potansiyel beynin kullanılmayan bir kısmından ortaya çıkmayacak. Peki, siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu konu ile ilgili düşüncelerinizi hemen aşağıda yer alan yorum kısmından aktarabilirsiniz. Yorumlarınızı bekliyoruz... Damardan meyve suyu enjekte eden kadın ölümden döndü! Instagram Hesabımızı Takip Edin: @Sosy Her gün güncel reyting sonuçlarını takip edebileceğiniz adres: Reyting.tv (More)

Uzun zamandan beri beyin hakkında bir şeyler duymaya devam ediyoruz. Bunların arasından en popüler olanı ise bir insanın beyninin sadece yüzde 10'luk kısmını kullanıyor olması. Ancak, bilim insanlarının yapmış olduğu çalışmalar sonrasında söz konusu bu tez çürütüldü. Peki, beynimizin yüzde kaçını kullanıyoruz?

Beynimizin yüzde kaçını kullanıyoruz?

Bilim insanlarının yapmış oldukları çalışmalar sonrasında, aslında beynimizin yüzde 100'ünü kullandığımız ortaya çıktı. Yapılan bu araştırmalar sonucunda, beynin en ufak görevlerde bile nasıl çalıştığı da gözler önüne serilmiş durumda. Yine de, beyin rezervlerine sahip olduğumuza dair önemli bir kanıt var. Bu konuya bir örnek verecek olursak, insanlar beyinlerinin önemli bölümlerini kaybedebilir ve beyin hala nispeten normal çalışır. Beyin MRI denen teknikle, insan bir şey düşünürken ya da yaparken beynin hangi bölümlerinin harekete geçtiğini gözleyebiliyor. Mesela, yumruğumuzu sıkıp gevşetmek gibi basit bir hareket ya da birkaç kelime söylemek bile beynin yüzde 10'unda daha büyük bir bölümünün harekete geçmesi anlamına geliyor. Beynimizin yüzde kaçını kullanıyoruz Kısacası, siz hiçbir şey yapmadığımızı sandığımız anlarda bir beynimiz bir hayli meşguldür. Siz hiçbir şey yapmazken beyniniz, nefes alma ve kalp atışı gibi fonksiyonları kontrol etmek ile meşguldür Amerikalı fizyolog ver filozof William James'ın 1908 yılında yayınlamış The Energies of Men adlı eserinde, zihinsel ve fiziksel kaynaklarımızın çok büyük bir kısmını kullanıyoruz ifadesine yer vermiştir. Ancak ünlü fizyolog, beynimizin yüzde kaçını kullandığımız hakkında bir yüzde paylaşmamıştır. Fakat, Amerikalı fizyologa göre, insanoğlu kapasitesinden daha çok şeyi başarabileceğini de özellikle belirtemişti. Beynimizin sadece yüzde 10 oranını kullanıyoruz teorisi de Dale Carnegie'nin 1936 yılında yayınlamış olduğu Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı adlı eserinde yer verilmişti.

Albert Einstein Beyninin Yüzde Kaçını Kullanıyordu?

Kitabın ön sözünde geçen bu yüzde 10'luk rakamın Albert Einstein'a ait olduğunu söyleniyor. Fakat bugüne kadar böyle bir alıntıya da rastlanmamıştır. Beyin hakkında önemli bir bilgide 1980 yılında John Lorber tarafından gözler önüne serilmişti. Science dergisine yazdığı bir makalede, bazı hidrosefali (beyinde su toplaması) hastalarının yeterli beyin dokusu kalmadığı halde hale işlevsel olduklarından söz etmişti. Bu durum elbette sağlıklı olanların beyinlerini ekstra kullanma yeteneğine sahip olduklarını anlamına gelmiyor. Sadece olağanüstü durumlara beynimizin adapte olduğunun anlamına geliyor. Beynimizin yüzde kaçını kullanıyoruz Beyin hakkında bir diğer önemli bilgi ise, gelişme potansiyeli olarak karşımıza çıkıyor. Aklımıza koyduğumuzda yeni şeyler öğrenebileceğimiz ve bunun beynimizin yapısını değiştirdiğine dair veriler de bulunmakta. Fakat, söz konusu olan beyinde yeni alanlar bulunması değildir. Beyinde sürekli olarak sinir hücreleri arasında yeni bağlantılar oluşur ya da artık ihtiyaç kalmayanlar ortadan kalkar. Ancak ilginç olan şu ki, bu insanın doğru olmadığı söylendiğinde insanlar büyük bir hayal kırıklığına uğruyor. Yüzde 10 oranı, içerdiği gelişme potansiyeli bakımından çok cazip geliyor olmalı. Ama, ne yazık ki bu potansiyel beynin kullanılmayan bir kısmından ortaya çıkmayacak. Peki, siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu konu ile ilgili düşüncelerinizi hemen aşağıda yer alan yorum kısmından aktarabilirsiniz. Yorumlarınızı bekliyoruz...

Damardan meyve suyu enjekte eden kadın ölümden döndü!

Instagram Hesabımızı Takip Edin: @Sosy

Her gün güncel reyting sonuçlarını takip edebileceğiniz adres: Reyting.tv

March 27, 2019, 3 p.m.